Şehirden İndim Köye: Yeni Nesil Bir “Üst Versiyon” Köylülük

Yeşilçam’ın o unutulmaz klasiğini hepimiz hatırlarız: Köyden İndim Şehre. Saffet, Himmet, Gayret ve Hayret kardeşlerin ellerinde bir çuval altınla Ankara’nın, İstanbul’un keşmekeşine dalıp kayboluşlarını izlerken hem güler hem de o naif taşralı ruhun şehir canavarı tarafından nasıl hırpalandığını görürdük.
Zaman değişti, devir tersine döndü. Şimdilerde sinema salonlarında olmasa da Anadolu’nun dört bir yanında yepyeni, vizyoner bir film vizyonda: Şehirden İndim Köye!
”Cin Ali”nin Yeni Dünyası
Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’un gri koşturmacasını arkamda bırakıp yerleştiğim Manisa’nın Dombaylı köyündeki evimde, tıpkı benim gibi radikal bir kararla Balıkesir’in bir köyüne yerleşen eski bir dostumu ağırladım. Yıllar sonra bir araya gelmiştik gelmesine ama masadaki gündemimiz artık çok başkaydı.
Bizler, adeta ilkokul birinci sınıftaki o meşhur kahraman gibiydik; “Cin Ali Köyde!” Doğayı, toprağı, yaşamı sıfırdan ve çocuksu bir merakla yeniden öğreniyorduk. Şehirde hangi “app”i indireceğimizi konuşurken, burada “Güneş tepedeyken bahçe sulanmaz, yaprakları yakarsın” kadim bilgisini masaya yatırıyorduk.
Üst Versiyon Köylülük: Bir Sentez Sanatı
Ancak bu dönüşüm sadece “köylüleşmek” değil; bu bir “Üst Versiyon Köylülük”.
Şehirde edindiğimiz kültürel birikimi, farkındalığı ve estetik bakış açısını, köyün kadim dinginliğiyle harmanlıyoruz. Bizler şehirden kaçıp gelmedik; şehirden aldığımız “farkındalıkla” köyü daha renkli, daha bilinçli ve daha derin bir yaşam alanına dönüştürmeye geldik.
”Burada kurduğumuz bağlar, sadece komşuluktan ibaret değil. Toprağa dokunmak, hayvanların dilini anlamak, ağaçların gölgesinde soluklanmak… Şehrin karmaşasından süzülüp gelen bir ruh için köy, artık bir zorunluluk değil, bir ‘seçilmiş yaşam’ projesi.”
Doğanın Korosu
En güzeli de ne biliyor musunuz? Yalnız değiliz. Şehirdeki o beton yığınlarının sessizliğinde (aslında gürültüsünde) özlediğimiz o sesleri burada bulduk. Yaptığım her etkinliğe, bahçedeki her çapa vuruşuma kuşlar şarkı söyleyerek eşlik ediyor. Komşularla kurduğumuz o samimi bağ, şehrin o yapay sosyalliğinden çok daha sahici, çok daha besleyici.
Şehirde “yapılacak işler” listemiz (to-do list) ruhumuzu daraltan cinstendi. Köyde ise yapılacak işlerin çokluğu bizi korkutmak bir yana, içimizi garip bir yaşama sevinciyle dolduruyor. Çünkü burada emeğin karşılığı, doğrudan topraktan fışkıran bir yeşillik, dalından koparılan bir meyve oluyordu.
Ali Rıza Bey ve kardeşleri yıllar önce şehirde altın aramışlardı; biz ise asıl altının, o beton blokların çok uzağında, ayağımızın altındaki o bereketli toprakta olduğunu yeni yeni anlıyoruz.
Bizim “Şehirden İndim Köye” filmimizin finali, Yeşilçam’dakinden çok daha huzurlu, çok daha umut dolu bitiyor. Çünkü biz sadece köye değil, aslında kendi özümüze dönüyoruz.
